Bitkisel Do?al Sabun

Http://www.dogalsabun.com/ELEKTRONİK DERGi

Elektronik Dergimizde Yer Alan Konu Başlıkları

Osmanlıda Sabun
Cildimizi tanıyalım
Bitkileri Tanıyalım - Lavanta
Lavanta ile Güneş Yanığı Bakımı
Kil Maskesi
Mucizenin Adı : Zeytinyağı
Ylang Ylang
Bitkisel Tedavi - Fitoterapi
Sabun Çeşitleri
Su ve Sabun
Bitkileri Tanıyalım - Biberiye
Doğada Çevreci İlkeler
Bitkisel Kavramlar
Doğal Tedavi Yöntemleri
Bitkileri Tanıyalım - Aloe Vera
Tatilciler İçin Sağlık Önerileri
Cildimizi Güneşten Koruyalım
Böcek Isırık ve Sokmaları
Sabun ve Kimyasallar

SON SAYI

Tatilciler İçin Sağlık Önerileri

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Hastalık Kontrol Merkezi (CDC) başka ülkelere seyahat edecek kişiler için aşağıdaki sağlık bilgilerini önermektedir:

Sağlıklı Olabilmek İçin:

- Ellerinizi sık sık su ve sabunla yıkayın.
- Sadece kaynatılmış veya kapalı ambalajlardaki suyu için. Şişe veya teneke kutulardaki karbonatlı içecekleri (kola, maden suyu gibi) içebilirsiniz. Musluk suyu, doğal kaynak suyu ve hangi suyla yapıldığını bilmediğiniz buzlu içecekleri içmeyin. Eğer mutlaka içmek zorunda kalacağınızı düşünüyorsanız filtre veya iyot tabletleri kullanın. (açık alanlarda)
- Sadece pişirilmiş yiyecekleri yiyin. Eğer pişmemiş sebze veya meyve yemek zorundaysanız mutlaka soyun. Unutulmaması gereken kural: “Kaynatın, pişirin, soyun veya unutun gitsin”
- Seyahatten önce, seyahat esnasında ve sonra önerildiği şekilde sıtma önlemlerinizi alın.
- Mantar ve parazit enfeksiyonlarından korunmak için ayaklarınızı temiz ve kuru tutun.
- HIV ve diğer cinsel yollarla bulaşan hastalıklardan korunmak için mutlaka prezervatif kullanın.

Hastalıklardan korunmak için:

- Sokakta satılan yiyecek ve içecekleri yemeyin.
- Nasıl yapıldığını bilmediğiniz buzlu içecekleri içmeyin.
- Pastörize edilmemiş süt ve süt ürünlerini tüketmeyin.
- Hiç kimseyle aynı enjektörü kullanmayın.
- Özellikle kedi, köpek, maymun gibi hayvanlarla temastan kaçının ve ısırılmanız ya da yaralanmanız halinde hemen tıbbi otoritelere başvurun.
- Tatlı sularda yüzmekten kaçının. Tuzlu sular, her zaman daha güvenlidir.

Yanınıza neler almanız gerekir?

- Uzun kollu gömlek, uzun pantolon ve şapka (Sıtma, Dang hastalığı, Filaryasis, Layşmanyoz, Onkoserkoz vb hastalıklar; böcek, sinek kovucu losyonlar.
- Haşerelere karşı aerosol sprey
- İshal ilacı
- Portatif su filtreleri ve iyot tabletleri.(özellikle açık alan veya kampa gidiyorsanız)
- Güneş kremi, güneş gözlüğü, şapka
- Reçeteli tüm ilaçlarınız ve reçeteleri
- Kullandığınız diğer ilaçlar

İlkyardım çantanızda şunlar bulunmalıdır:

Yara bandı, antiseptik solusyon, bandaj, steril sargı bezi, yumuşatıcı bir göz damlası, allerji (böcek sokmaları vs.) kremleri, basit bir ağrı kesici (örn. Parasetamol), termometre steril enjektör, şeker –tuz solusyonları

Tatil dönüşü:

Unutmayın ki sıtmanın kuluçka süresi bir yılı bulabilir. Ateş, nezle hali, terleme, üşüme gibi şikayetlerle başlayabilir. Doktorunuza, yaptığınız seyahatten sözetmelisiniz. Sıtma dışında; gidilen ülkenin mikrobik yapısına ve vücudunuzun bağışıklık durumuna bağlı olarak, ülkemizde görülmeyen pek çok tropikal hastalık görülebilmektedir.

Böcek ve sinek ısırmalarıyla bulaşan hastalıklar:

Dang hastalığı, Sıtma, Sarı Humma, Veba.

Yiyecek ve içeceklerle bulaşan hastalıklar:

Kolera, E.coli ishali, Hepatit A, Şistosomiyazis, Tifo.

Kişiden kişiye temasla bulaşan hastalıklar:

Hepatit B, HIV/AIDS

Seyahat nedeniyle bulaşabilecek hastalıklar:

Seyahat ishalleri: Tüm dünyada, en sık görülen seyahat hastalığı; bakteriler, virüsler ve parazitlerin neden olduğu seyahat ishalleridir. Temiz olmayan yiyecek ve sularla bulaşan; E.coli, salmonella, vibrio gibi bakteriler ve bazı parazitler ishal yapabilir. (kolera,tifo vb.). Temizliği şüpheli olan yiyecek ve içeceklerden kaçınılmalıdır.

Sıtma: ciddi fakat önlenebilir bi hastalıktır. Bazen ölümcül olabilir. Doktorunuzun uygun gördüğü bir antimalaryal ilaçla beraber sivrisinek sokmalarına karşı alınacak kişisel önlemler yeterli olacaktır. Tüm çocuklar ve yetişkinler sıtmaya karşı risk altındadır. Ve şu ilaçlardan birini kullanmalıdır: Atovaquone/ proguanil, doxycycline, mefloquine veya primaquine.

Sarı humma: Sinek ısırmalarıyla bulaşabilen yüksek ateş ve sarılıkla karakterize bir hastalıktır. Sarı humma (Yellow fever) aşı belgesi dünyanın bazı bölgelerine giden kişiler için ibraz edilmesi ZORUNLU bir belgedir. Ülkemizde sarı humma aşısı sadece Hudut ve Sahiller Genel Müdürlüğü (Sağlık Bakanlığı) tarafından yapılabilmektedir.

Seyahat nedeniyle yapılması gerekebilecek aşılar:

1. Hepatit A veya Immun globulini
2. Hepatit B (özellikle, kan ile temas etme riski bulunan sağlık personeli, bölgedeki kişilerle cinsel temas olasılığı, bölgede altı aydan uzun süre kalma durumlarında)
3. Meningokokal menenjit (özellikle Sahra-altı Afrika ülkelerine seyahatlerde)
4. Sarı humma
5. Kuduz: (Vahşi veya evcil hayvan temas olasılığı varsa)
6. Tetanoz –difteri-kızamık (gerekiyorsa hatırlatma dozu)
7. Tifo
8. Japon Ensefaliti

Aşıların tam etkili olabilmesi için; seyahatten 4-6 hafta önce yapılması önerilmektedir. Bölgelere göre WHO ve CDC'nin önerdiği aşılar; gidilen bölgeye, kalınacak süreye, kişinin bağışıklık durumuna ve o anda mevcut salgın hastalık durumuna göre değişebileceği için mutlaka konunun uzmanları tarafından Seyahat Hastalıkları Kliniklerinde uygulanmalıdır.

Cildimizi Güneşten Koruyalım

Öncelikle şu güneşin bize yaptıklarını bir anlatalım...

Dünyamıza yansıyan ışınlar:

•  görünür ışık,

•  kırmızı ötesi (IR),

•  mor ötesi (UV) olarak bölünür.

Bu ışınların dalga boyları birbirinden farklıdır. UV ışınlar, toplam ışınların %5'ini geçmemekle birlikte, canlı doku üzerinde önemli etkileri vardır ve kendi içinde üçe farklı tipte mevcuttur:

•  Ultraviyole A (Bronzlaşması –geç pigmentasyon- sağlar. Direkt zararlı etkisi olmamakla birlikte, indirekt olarak serbest radikallerin oluşumunu uyardığından kanser oluşumuna katkı yapar. Sinsi bir seyirle hücre düzeyinde yaptığı bozukluklar artık bilinmektedir. Solariumlarda yoğun olarak kullanılan UVA ışınlarına karşı da dikkatli olunmalı )

•  Ultraviyole B (Güneş çarpması dediğimiz aşırı güneşlenmeden en geç 24 saat sonra etkisi ortaya çıkan ve cilt kanserlerinin de sebebi olabilen ışındır)

•  Ultraviyole C (Ozon tabakası tarafından filtrelendiğinden etkisi minimaldir)

Amerikan Cilt Doktorları Birliği son yayınladığı genelge ile yaşı ve cilt rengi ne olursa olsun günde 20 dakikadan fazla güneşte kalacak herkesin yıl boyunca kendini koruması gerektiğini belirtiyor. Çünkü gölgeli havalarda bile ultraviyole ışınlarının %80'i bulutlardan yansıtılıyor.

Cildin güneş ışınlarıyla temas eden bölgesinde ortaya çıkan cilt yaşlanmasına ise Fotohasar deniyor. Uzmanlarca ifade edildiği şekilde, "bronzlaşmış bir ten, sağlık ve güzelliğin sembolüdür, ancak derinin mikroskopik olarak yaşlanması en çok güneş ışınları ile temas eden bölgelerde olmaktadır. Biyolojik yani zamana bağlı yaşlılığı, fotohasar hızlandırır. Korunmasız ve aşırı güneşlenme, erken cilt kırışıklıklarına, benek benek çillere, hatta deri kanserlerine neden olur."

Sadece Amerika da her yıl 600 bin kişinin, deri kanserine yakalanmakta, Sidney de düzenlenen Dünya Dermotoloji Kongresi nde belirtildiği üzere, dünyada melonom ( ölümcül cilt kanseri) vakalarında yüzde yüze varan artış kaydedilmektedir.

Dolayısıyla, yaz aylarında cildimizi güneşin istenmeyen etkilerinden korumanın önemi günümüzde daha dikkatle uymamız gereken konulardan biri...

 

NASIL KORUNACAĞIZ?

Öncelikle güneşe çıkarken şapka, uygun elbiseler giyilmeye dikkat edilmeli. Sıcak havalarda mümkünse 10:00 ile 16:00 arasında dışarı çıkılmamalı. Eğer içinizde hala güneşe çıkmak için dayanılmaz bir istek varsa o zaman gelin şu hep kremlerin üstünde yazan ‘koruyucu faktör' kavramını bir göz atalım.

Koruyucu faktör; basitçe krem sürülmüş bir ciltte güneş yanığı oluşturmak için geçen zamanın korunmamış bir cilttekine oranıyla hesaplanıyor. Örneğin normalde güneş altında 10 dakikada kızaran bir kişi koruyucu faktörü 2 olan bir krem sürerse 20 dakikada ıstakoz haline gelebiliyor.

SPF (Sun Protection Factor: Güneş koruyucu faktör) veya filtre gücü, güneşten koruyucu ürünün UV ışının ne kadarını cilde geçirdiğini gösterir. Örneğin 15 faktörlü bir ürün, ışının 1/15'ini yani, %7'sini geçirir. Böylece güneş altında geçirilebilecek güvenli süreyi 20 dakikadan 5 saate çıkarır. 15'ten yüksek koruma faktörlü ürünler 5 saatten daha uzun süre korur. Güneş yanıkları için tehlikeli saatler olan 10:00 ile 16:00 arası için 15 koruma faktörü yeterlidir. Fakat açık tenli kişiler için asgari 30 koruma faktörü gereklidir. Güneş koruyucu kremlerin dışarı çıkmadan en az 15-30 dakika önce uygulanması ve 2 saat aralarla yinelenmesi gerekiyor. Suya dayanıklı olanlar bile 1 saat içinde etkisini yitirebilmektedir.

 

İDEAL GÜNEŞ KREMİNDE OLMASI GEREKENLER

Ürün kutuları üzerinde iki tür rakam görebiliriz:

IP UVB : UVB'nin kızarıklığına(güneş yanığı) karşı korumayı sağlar,

SPF : Hem UVA hem de UVB'ye karşı korunmayı gösterir

Ancak kızarıklık sadece UVB ile oluşmayacağı için SPF rakamını dikkate almak daha doğru olacaktır.

Ayrıca, satın aldığınız Güneş krem ve losyonlarında;

• koruma için- uva, uvb filitresi, titan oksit, ve çinko oksit gibi mikro pigmentler,

• bakım için- kurumayı önleyici lipidler ve hidrojeller,

• ikincil koruma için- serbest kökleri yok eden E vitamini, enfeksiyon önleyici aloevera, papatya gibi bitki özleri,

• kremin suda çözülmemesi için- silikon yağlar, lipozomlar, lipojeller,

• kremin allerji yaratmaması için- kendi kendine bronzlaşma sağlayan madde, kokulu, böcek kovucu madde içermemesi gerekiyor.

 

YA KORUNAMADIYSANIZ? GÜNEŞ YANIKLARININ TEDAVİSİ...

Güneş ışığının içindeki ultraviyole ışınları (UV), UV-A ve UV-B uzun süre güneşe maruz kalındığında cilt yanıklarına yol açar. Tekrarlayan cilt yanıkları da cilt kanserlerine neden olur.

Normalde atmosfer ve ozon tabakası dünyaya ulaşan UV ışını miktarını azaltır. Fakat ozon tabakasının incelmesi ile dünyaya ulaşan UV ışını miktarı artmıştır.

Güneş yanıklarında, kızarıklık, ağrı, şişme güneşten 2-4 saat sonra başlar, 24 saatte maksimuma ulaşır. Bu birinci derece yanıktır.

İçi su dolu kabarcıklar olduğunda yanık artık ikinci derece olmuş demektir.

Üçüncü derece yanıklarda kabuklanmalar olur, güneş üçüncü derece yanığa sebep olmaz.

Birinci derece yanıklar, kendi kendine bir kaç günde iyileşiyor. Kortizonlu krem, nemlendirici ve soğuk uygulama ile bu süreyi kısaltıp, ağrılarınızı azaltabilirsiniz. Ancak bu yetişkinler için geçerli. Eğer güneşe maruz kalan çocuğunuzsa, doktora başvurmanızda fayda var. Internet sitelerinde çocuklarınıza yönelik uygulayacağız tedavilerle ilgili bazı öneriler var. Ibuprofen ile tedavi, kremler, merhemler, vb... Ancak bizce bu yöntemlere kendi başınıza başvurmaktansa, çocuğunuzu doktor kontrolunde tedavi ettirin. Doktora gidene kadar, bazı aloe vera içerikli kremlerle rahatlamasını sağlayıp, aşırı su kaybına karşı su içmesini sağlayabilirsiniz.

Cilt kanserini önlemenin yolu, güneş yanıklarını önlemektir. Cilt kanseri geç yaşta ortaya çıksa da, sebep çocuklukta olan güneş yanıklarıdır. Çocuğunuzu cilt kanserinden korumak için güneşte yanmasını engelleyin. Bebekler ise asla güneşe maruz kalmamalıdırlar. Kum ve suyun güneş ışınlarını yansıttığını unutmayın. Gölgede bile cilt yanıkları olabilir. Şapka veya şemsiye bebeğinizi yansıyan ışınlardan koruyamaz. Çocuğunuzun gözlerini de güneşten koruyun. Yıllarca UV ışınlarına maruz kalmak, ileri yaşlarda ortaya çıkabilecek katarakt riskini attırır.

İkinci derece yanıkta ise kızarıklık yanında ciltte su toplanması da söz konusu. Bu durumda yetişkinler de bir cilt doktoruna başvurmalı. Su toplayan ve patlayan derinin enfeksiyon riskini de göz ardı etmemelisiniz.

 

Böcek Isırık ve Sokmaları


Böcek sokmaları özellikle yaz ve sonbahar başlarında tatil ve piknik yapan insanlar için keyif kaçırıcı, bazen de yaşamı tehdit edici bir sorun olmaktadır. Ülkemizde de en sık karşılaşılan böcek sokmaları; yaban arısı, eşek arısı ve bal arısı, az da olsa akrep ve yılan sokması olarak ortaya çıkmaktadır.

Böcek sokmalarından sonra,

•  yerel,

•  sistemik ve,

•  sistemik toksik reaksiyon oluşabilmektedir.

Seyrek olarak böcek sokmasından 1 ya da 2 hafta sonra serum hastalığı ya da anafilaksi de ortaya çıkabilmektedir

Böcek sokmasından sonra ortaya çıkan reaksiyon, kişiden kişiye ve böcekten böceğe değişiklik gösterir. Isırıklar tek tek ya da bir böcek, bir alanda birden çok ısırık yaptığı için gruplar halindedir. Bebekler genellikle reaksiyon göstermezler, küçük çocuklar gecikmiş aşırı duyarlılık reaksiyonu, büyük çocuklar hem gecikmiş, hem hızlı aşırı duyarlılık reaksiyonu gösterirler. Olağan reaksiyon ağrı, şişme ve sokulan bölgede etrafında oluşan renk değişikliğidir.

Böcek sokması olan bölgeden uzakta şişme, kızartı, ürtiker, kaşıntı, kolik şeklinde karın ağrısı, kusma, ishal, göğüste sıkışma hissi, nefes almada zorluk, hırıltılı solunum, at sesi (larinks ödemi bulgusu), dilde şişme olabilir. Bu bulgular, ciddi alerjik reaksiyon ve anafilaksi bulgularıdır ve birkaç dakika içinde ortaya çıkar. Nabzın alınamaması ve kan basıncının düşmesi, bilinç bulanıklığı ve kalp durması yaşamı tehdit eden bulgular arasında sayılabilir. Anafilaksi gelişen her böcek sokmasında acil müdahale ve tedavi gerekir.

AKREP

Akrep, zehrini "telson" denen kuyruğunun son boğumunda yer alan zehir bezlerinden üretir ve iğneleyeceği zaman iki kasın yardımıyla dışarı verir.

Yurdumuzda meydana gelen akrep sokmalarında nadiren de olsa özellikle Güneydoğu Anadolu bölgesinde ölüm vakaları bulunmaktadır.

Akrep sokmalarının etkisi, akrebin türüne, boyuna, yaşına, cinsiyetine, saldırganlığına, mevsime, sokulan kişinin alerji hassasiyetine, yaşına, sokulan bölgenin hayati fonksiyonlara sahip organlara yakınlığına göre değişmektedir. Bilhassa kalp ve solunum rahatsızlıkları olan insanlar, akrep sokmalarından fazla etkilenmektedir. Güneydoğu'da yapılan çalışmalar sırasında sağlık ocakları ve halktan edinilen bilgilere göre; akrep sokmalarının tamamına yakını kısmi ağrılar ve yaralar şeklinde olup, birkaç saatten bir güne varan sürelerdeki rahatsızlıklar ile sonuçlanmaktadır.

Belirtiler;

• Sokulan yerde 30 dakika veya biraz daha fazla süren çabuk ve şiddetli, yanma hissi uyandıran ağrı ve genelde gözle görülebilen iğne izi,
• Semptomlar, esas 30 dakika veya bazen 4-12 saat sonra görülmeye başlar ve takip eden 24 saat boyunca artarak kendini gösterir. Ağrı, belli bir bölgede olabileceği gibi, karındaki kramplar şeklinde başka bir yerde de oluşabilir.
• Yanma hissi ile genellikle el, ayak, yüz ve baş derisinde görülen iğnelenme, karıncalanma ve aşırı bir duyarlılık,
• Giyecek birşeyler arama, yatağa girme isteği gibi deride aşırı duyarlılık ve sesten bile rahatsızlık,
• Bacakları bükememe şeklinde kas koordinasyon bozukluğu veya yürürken sarhoş gibi davranma, istem dışı hareketler, titreme, halsizlik,
• Yeme ve yutma sorunları, konuşma zorluğu, başağrısı, kusma ve ishal,
• Hastanın göz kapaklarının bükülmesi, sarkması,
• Bebeklerde hiperaktiflik ve sebepsiz yere ağlamalar,
• İdrar güçlüğü,
• Solunum güçlüğü ve buna bağlı ölüm.

Tedbirler:

• Özellikle geceleri, akrep olabilecek yerlerde çıplak ayakla dolaşmamak, mümkünse ayağı iyi kapatacak şeyler giymek,
• Akreplere çıplak elle dokunmamak,
• Kamp yaparken veya açık arazide yatarken; doğrudan zeminde yatmamak,
• Arazide çeşitli amaçlarla taş veya ağaç kütüğü vs. kaldırırken dikkatli olmak, taşı kendine doğru çevirmek,
• Bölgedeki akreplerin, yüksek zehirli veya zararsız olup olmadıklarını öğrenmekte de yarar vardır.

İlk yardım:

• İlk olarak soğuk (buz vs.) uygulama yapılmalı,
• Kalp ve solunum fonksiyonları takip edilmeli,
• Hareket edilmemeli ve yara temiz tutulmalı,
• Panzehir, sadece ciddi zehirlenme durumlarında, doktor tarafından tatbik edilmeli,
• Zehir gözlere temas edecek olursa; bol su veya süt vs. gibi bir sıvı ile yıkanmalıdır.

Yanlışlar:

• Isırık yerini bıçak vs. ile yarmak, kesmek, emmek, çeşitli merhemler sürmek gibi yöntemlere başvurulmamalı veya geleneksel yöntemler kullanılmamalı,
• Semptomların etkisini azaltmak için alkol kullanılmamalı,
• Morfin ve morfin benzeri acıyı azaltacak şeyler kullanılmamalı; zira bunlar nabzın artmasına ve solunum güçlüklerine sebep olabilir.

ÖRÜMCEK

Örümcekler tarafından ısırılma, çoğunlukla ısırılan vücut bölgesi ile sınırlı kalıp, acı, yanma hissi ve şişkinlik ile sonuçlanır. İnsanı öldürecek derecede güçlü zehirli örümcek türleri oldukça azdır ve yurdumuzda bu denli zehirli türler bulunmamaktadır. Isırılan kişi, hayvanın zehrine karşı alerjik tepki gösterebilir. Bu durumda, tehlike riski daha yüksektir.

Belirtiler:

• Isırılan yer ilkin olarak şişer ve dokunmaya karşı hassas bir hale gelir.
• Sersemlik, kusma eğilimi, terleme, tükürük salgısında artış, solunum güçlüğü diğer etkilerdir.

Örümcek ısırmalarında yapılması gerekenler,

• Kişiyi sakinleştirmek. Kişi, örümcek zehirli olmasa bile panik nedeniyle şoka girebilmekte ve bu nedenle oksijensiz kalarak, hayati tehlike yaşamaktadır. Panik esnasında salgılanan hormonların vücutta dolaşımı hızlandırdığı ve bu nedenle de zehrin vücut içerisinde dağılımını kolaylaştırdığını unutmamak gerekir.
• Buz veya soğuk su içeren bir torba ile ısırılan yer üzerine kompres yaparak şişkinliği indirmeye ve acıyı azaltmaya çalışmak,
• Isırılan bölgeyi sabun ve su ile iyice yıkamak,
• Zehirli örümcek ısırmalarında alkolden veya ağrı kesicilerden kesinlikle uzak durmak,

ARI

Arı alerjisi, toplumda sık görülen ve ölümcül sonuçları nedeni ile dikkatleri üzerine çeken alerjik hastalıklardan biridir. Arı alerjisine ait ilk yazılı kayıtlar M.Ö. 2641 yılında Mısır Firavunu Menses' in yaban arısı tarafından sokulup ölmesine aittir. En sık alerji sebebi olan arılar bal arısı, sarı arı ve eşek arılarıdır. Arı alerjisi, özellikle arı tarafından birkaç kez sokulan ve genetik olarak yatkın kişilerde ortaya çıkar. Daha önceden arı tarafından sokulup ciddi reaksiyon görülen kişilere bir alerjist tarafından arı alerjisi aşısı uygulanması ve kişinin gerekli tedbirleri (açık havada alışveriş, piknik yapmamak, hoş kokulu parfümler kullanmamak, parlak ve çiçek desenli giysiler giyinmemek, terli olmamak, devamlı yanında antialerjik ilaçlar bulundurmak ve şapka takmak v.b.) alması önemlidir.

İlk yardım;
• Sokma yerinin üstünden turnike uygulayın ve turnikeyi her 10 dakikada bir 3 dakika kadar gevşetin,
• Sokma yerine soğuk kompres uygulayın,
• Antialerjik ilaçları uygulayın,
• En kısa zamanda doktora ulaşın.

Tedavi:

Tedavide temel, mutlaka arı tarafından sokulma riskini azaltmaktır. Bunun için yukarıdaki önerileri dikkatle uygulayınız. Bunun dışında antialerjik ilaçlar, kortizon ve adrenalin gerektiği durumlarda kullanılır. Arı alerjisinde en önemli tedavi aşı tedavisidir. Arı alerjisine karşı uygulanan aşı tedavisi 2-3 yıl kadar sürmekle birlikte % 100 başarılıdır.

SİVRİSİNEK

Yaklaşık 2700 türü olduğu saptanan sivrisineklerden insan sağlığı açısından önemli olan Anopheles, Culex ve Aedes adlı üç türü önem kazanmaktadır. Sivrisinekler sıtma, Filariazis, Sarı Humma, Deng hastalığı gibi hastalıkların yayılmasında ve salgın hastalıkların ortaya çıkmasında önemli rol oynarlar.

Tedbirler;

• Su birikintilerinin ortadan kaldırılması,
• Derelerin rehabilitasyonu veya üzerlerinin kapatılması,
• Taban suyu olan yerlerde drenaj vb. tedbirler alınması,
• Bina altlarında meydana gelebilecek su birikmelerinin önlenmesi,
• Bahçe ve balkon gibi özel mülk alanlarında da su birikintisine yol açabilecek unsurların ortadan kaldırılması önemlidir.

YILAN

Yöresel olarak değişse de ülkemizde çok zehirli yılanlara sık rastlanmamaktadır. Zehirli yılan ısırığının karakteristik görünümü, aralarında 1 ila 1,5 cm açıklık bulunan, etrafında şişme ağrı ve renk değişikliği olan 2 adet küçük deliktir.

İlk yardım:

• Isırılan bacak veya kol, ısırılan yerin yukarısından sargı (turnike) ile sıkılır. Turnike her yarım saatte bir, iki dakika gevşetilerek zehrin yavaş yavaş kana karışması sağlanır. Böylece az miktarda zehir kan tarafından kolayca etkisiz hale getirilir.
• Isırılan bölge tesbit edilir ve kalp seviyesinin aşağısında tutulur.
• Varsa yüzük, saat, takı ve tüm sıkı giysiler çıkarılmalıdır.
• Asıl yapılması gereken, ısırılan bölgeyi ve hastayı hareketsiz hale getirip, mümkünse yılanı öldürüp hastayla birlikte en yakın hastaneye götürmektir.

Tüm ısırıklar için genel kural:

Herhangi bir ısırıkla karşılaşıldığında ısırılan bölgenin, kalbe yakın bir yerinden turnike bağlayıp, her 10 dakikada bir kez 2-3 dakika çözmek, organı mümkün olduğunca hareketsiz bırakmak gerekir. Isırılan yerden zehri emmeye çalışmak da mantıklı bir davranış değildir. Keza ağız içindeki, yemek borusundaki veya midedeki yaralardan (örneğin habersiz olduğunuz bir ülserden) zehrin kana karışma olasılığı oldukça yüksektir. Ayrıca ısırılan bölgeye soğuk uygulama yapmak, ağızdan aspirin dışında bir ağrı kesici almak ve bir sağlık kuruluşuna başvurmak gerekir. Bunlara rağmen vücutta kasılmaların başlaması, acilen bir sağlık kuruluşuna ulaşıp antiserum yapılmasını gerektirir.

 

BÖCEK SOKMALARINDAN NASIL KAÇINABİLİRİZ?

•  Otların üzerinde açık ayakkabı ve çıplak ayakla yürünmemeli,

•  Pikniğe, çocuk bahçesine giderken parlak renkli, kol ve bacağı açıkta bırakan giyecekler giyilmemeli,

•  Yakında uçuşan arı görüldüğünde panik yaratıp, kaçması için saldırıya geçilmemeli (yaban arıları kendilerine saldırıldığında sokmaktadırlar),

•  Ağzı açık kalmış tatlı içecekler yeniden içilmemeli,

•  Çöp tenekelerin ağzı sıkıca kapalı tutulmalıdır,

•  Ev dışında yenilen yiyeceklerin paketleri sıkıca kapatılmalı, uzun süre ağzı açık bırakılmamalıdır,

•  Evlerin ve arabaların camları kapalı olmalıdır.

•  Pikniğe, parka giderken tatlı ve bitki kokulu parfümler sıkılmamalıdır.

 

Sabun ve Kimyasallar


Her gün elinizi ve yüzünüzü kaç çeşit kimyasal üründen oluşan sabunlarla yıkadığınızı biliyor musunuz?

Aşağıda listelenen kimyasalların hepsini bir sabunda bulmak tabii ki mümkün değil. Ancak, bu kimyasalların sabun endüstrisinde, sabun üretimine yönelik kullanılan kimyasalların bir kısmı olduğunu söylersek ne dersiniz?

Akaylose PPM/PPH/PPHH

Alpha Olefin Sulphonates(AOS)(powder/liquid/noodles)

Ammonium Lauryl Ether Sulphate(ALES)

Ammonium Lauryl Sulphate(ALS)

Borax

Calcite

Calcium Carbonate

Calcium Chloride

Caustic Soda Flakes

Ceto Stearly Alcohol (CSA)

Ceryl Alcohol

China Clay

Citric Acid

Cocodiethanolamide (CDEA)

Cocodiethanolamide (CMEA)

Cocomonomide

Coconetaine

Dicalcium Phosphate Dentifrite Grade

Dolomite

ETDA

Ethoxylated Lanolon

Ethyalene Glycol Distearate (EGDS)

Ethyalene Glycol Monostearate (EGDS) & (PGMS)

Fatty Acid (PFAD)

Fatty Alcohols

Fatty Alochol Ether Sulphate

Glycerine

Hydrated Lime

Isopropyl Alcohol

Isopropyl Myristate

Kaolin

Lanolin

Lenetee Wax

Lime Stone

Linear Alkyl Benzene Sulphonic Acid (LABSA Acid Slurry)

Linoxyd-CM-1000

Nonyl Phenyl Ethoxylate (Np 10)

Oleic Acid

Oleum (20/23%)

Optical Whitener

Paraffin Wax

Petroleum Jelly

Saffron Extract

Salt/Super Salt/Super Fine Salt

Silicate

Silicon Oils

Soap Colour Acid

Soapstone

Sada Ash Dense

Soda Bi Carb

Sodium Citrate

Sodium Aulphate

Sodium Carbonate

Sodium Carboxy Methyl Cellulose (CMC)

Sodium Chlorate

Sodium Chloride

Sodium Chlorite

Sodium Laurate

Sodium Lauryl Ether Sulphate (liquid)

Sodium Lauryl Ether Sulphate (SLES)

Sodium Lauryl Sulphate (power/ liquid/ noodles) (SLS)

Sodium Perborate

Sodium Perborate Monohydrate

Sodium Silicate

Sodium Stearate

Sodium Sulphate

Sodium Triopoly Phosphate

Sodium Tripoly Phosphate (STPP)

Starch

Stearic Acid

Sulphuric Acid

Talc

Tetra Sodium Pyrophosphate (TSP)

Tinopal

Titamium Dioxide

Trichlorocarbanilide

Triclosan

Triethanolamine

Trisodium Phosphate

Ultra Marine Blue

Zeolite

Zinc Phyrithione

 

Size, Sabuni Bitkisel Doğal Sabunlarını öneriyoruz...

 

Sizce yapay bir çiçek bu kadar güzel olabilir mi?

 

Sabuni, doğal yaşama bakış açınızdır...

Bu sayı için Faydalanılan Referanslar:
saglik.tr.net
www.trakmak.com.tr
www.tamaysaglik.com.tr
www.populermedikal.com, Doç.Dr. Cengiz KIRMAZ, Celal Bayar Üni. Tıp Fakültesi, Allerji ve İmmünoloji BD. Bşk.
www.biltek.tubitak.gov.tr
www.hekimce.com
www.hurriyetim.com.tr
www.minikeller.com
www.internationalhospital.com.tr

ESKİ SAYILAR


Osmanlı'da Sabun

Binlerce yıllık geçmişi olan sabun, önceleri tıpta hariçten tedavi edici olarak ele alınmış, sonradan ise vücut temizliğinde kullanılmaya başlanmıştır.

Kullanım alanı ortaçağda genişler ve çamaşırların sabunla yıkanarak temizlenmesine başlanır. Bulaşıcı hastalıkların ortaya çıkışında da dezenfektan olarak kullanılır.

Sabuna talep bu şekilde artınca 10. Yüzyılda Bizans'ta esnaf locaları içinde sabuncu grubu oluşturulur.

Osmanlı Devleti'nde önemli bir imalat kolu olan sabunculuk gelişmiş ve özel zamanlarda tertip edilen tören alaylarında sabun esnafı yerini almıştır. Osmanlılarda sabunla ilgili ilk düzenlemeler Fatih Sultan Mehmet, İkinci Bayezid, Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman devri kanunnamelerinde görülür.

Osmanlı'da "Sabunhane" denilen ve şahıslara ait olan imalathanelerde geleneksel yöntemlerde üretilen sabunların değerli olanı ve tercih edileni zeytinyağından imal edilen sabunlardı. Bu yüzden Osmanlı İmparatorluğu'nda sabun üretimi yapılan yerlerin başında Batı Anadolu ve Adalar, Şam ve Halep gibi zeytin ağacının bol bulunduğu yerler gelmekteydi.

Osmanlı topraklarında geleneksel sabunhanelerin yanısıra sabun fabrikalarının da kurulup seri üretime geçmesi 19. yüzyılın ikinci yarısını bulur. Bu tarihlerde Edirne Bedesten ve Arasta çarşılarında bulunan sabuncu esnafının fazla olması ve Edirne'nin en önemli ticaret maddesi olan meyve sabunlarının Saray için özel üretilmesi nedeni ile burada "Sabuni" adlı bir mahalle kurulmuş ve Edirne sabunculuğun en önemli şehirlerin biri olmuştur.

Kaynak:Dr. Gülden Sarıyıldız/Trakya Ünv. Tarih Bölümü Hürriyet/Ekim 1999

Cildimizi Tanıyalım

Her cilt tipi hassaslaşmaya eğilimlidir. Ancak bazı cilt tipleri sürekli hassasiyet problemi yaşarlar. Hassas ciltlerin karakteristikleri arasında kolay kızarma, pek çok cilt bakım ürünlerine karşı reaksiyon gösterme, özellikle cilt bakım sonrasında yanma hissi ve rahatsızlıklar, kaşıntılar ve güneş altında hızlı yanma (istenmeyen derecede) gösterilebilir. Her cilt tipi pek çok dış faktörlerden dolayı su kaybına uğrayabilir. Bu durumda ciltte solgunluk ve ince çizgiler oluşmaktadır.

Cildiniz hangi tip?

Cilt tipleri cildin ne kadar yağ ürettiğine bağlı olarak normal, kuru, yağlı ve karma olarak dört farklı tipte incelenebilir. Ancak bunların dışında hatırlamanız gereken hususlardan birincisi, cilt tipinizin yaşamınız boyunca değişeceği ve belirli sınıflandırmalara dahil edilse bile esasında her cildin birbirinden farklı olduğudur. Bunları biraz daha açmak gerekirse; yaşadığınız iklime, yaşınıza ve hormanal değişikliklere göre cildiniz değişecektir. Bu sebeple yetişkinler için her beş yılda bir cilt tipinizin tekrar değerlendirilmesi önerilir. Bunların dışında cilt tipiniz hakkında detaylı bilgi almak için bir dermatalog veya güzellik uzmanına danışmanız faydalı olacaktır.

Normal Cilt

Sadece gerekli olan yağ miktarını üreten cilt tipi olup küçük gözeneklere sahiptir. Akşam üstü " T" bölgesi (alın ve burun) biraz parlaklaşabilir, arasıra yanak bölgesinde kurumalar gözlenebilir. Siyah noktalara sahip olabilir.

Normal Cilt Bakımı;

Tebrikler, herkesin arzuladığı bir cilt tipine sahipsiniz, ancak bu cilt bakımınızı yapmamanız anlamına gelmez. Kullandığınız cilt ürünlerine (sabun, krem, losyon v.b.) göre cildiniz kuruyabilir veya yağlanabilir. Örneğin, eğer gençlik çağınızda normal bir cilt tipine sahipseniz, cildinizin yaşlanmaya bağlı olarak giderek kuruyacağı söylenebilir. Normal bir cilde sahipseniz güneşli havalarda güneş gözlüğü takmanızı, cildinizi düzenli olarak temizlemenizi ve kullandığınız cilt bakım ürünlerinin cildinizi kurutmadığından emin olmanızı önerebiliriz. Normal ciltler için soğuk havalarda hafif kuruma ve su kaybı görülebilir. Bu yüzden soğuk havalarda nemlendirici özelliği daha yüksek bakım ürünleri kullanabilirsiniz. Ilık ve sıcak havalarda ise "T" bölgenizin akşam üstüne doğru biraz parlaklık kazandığını farkedebilirsiniz. Bu durumdaysa daha az nemlendirici özelliği olan bakım ürünleri kullanılabilir veya kil bazlı bir maske ile fazla yağı alabilirsiniz.

Kuru Cilt

Yeterli miktarda yağ üretmeyen cilt olup mat bir görünüşe sahiptir. Cilt asla parlaklaşmaz. Çok küçük veya görünmez gözeneklere sahiptir. Bazen solgun görünebilir, cilt sıkı ve rahatsız edicidir. Kırışıklık benzeri ince çizgilere sahip olabilir.

Kuru Cilt Bakımı;

Mümkünse her gün güneş gözlüğü kullanılması, düzenli olarak nemlendirici kullanılmasını ve kremli veya sütlü cilt temizleme ürünlerinin tercih edilmesini önerebiliriz. Cildiniz kuru ise soğuk havalarda daha da kuruyacağından zengin nemlendirici özelliği olan cilt bakım ürünlerinin kullanılması ve hatta gece kremi olarak yatarken cildin uygun bir cilt yağı ile yağlanması önerilebilir. Gün içinde bir nemlendirici ile cildin doğal nem dengesi sağlanabilir. Ilık ve sıcak havalarda soğuk havalara göre daha az nemlendirici özelliği olan cilt bakım ürünleri kullanılabilir.

Yağlı Cilt

Çok fazla yağ üreten ciltler olup tüm yüz boyunca yağlı ve parlak bir görüntüye sahiptir. Geniş ve kolay görünebilen gözeneklere sahiptir. Yaygın olarak siyah noktalara sahip olmaya elverişlidir.

Yağlı Cilt Bakımı;

Güneşli havalarda güneş gözlüğü takmaya özen gösteriniz. Cildinizi düzenli olarak temizleyiniz. Yağ içermeyen bir nemlendirici kullanınız. Fazla yağı emmesi için haftada 1 veya 2 kez "T" bölgesine kil bazlı bir maske uygulayınız. Yağlı ciltler için soğuk havalar yağın cilt gözeneklerinden daha az dışarı atılması anlamına gelir. Bu görüntü açısından daha az parlaklık anlamına gelse de gözeneklerinizin daha da genişlemesini sağlar. (Yani dışarı atılamayan yağ içeride birikerek gözeneklerin genişlemesine sebep olur.) Ilık ve sıcak havalarda ise yağlı ciltler oldukça fazla yağı gözenekler aracılığı ile kolayca atabildiklerinden kil bazlı maskelerin düzenli uygulanması ve nemlendirici kullanılmaması önerilir. Cilde özel cilt yağını emen kağıt ürünleri uygulayıp parlaklığın giderilmesi sağlanabilir.

Karma Cilt

Cildin farklı bölgelerinde farklı miktarda yağ üreten cilt tipidir. Öğleden sonraları "T" bölgesinde yağlı ve parlak bir görüntü oluşur. Ancak bu parlaklık hiç bir zaman tüm yüzü kaplamaz. Siyah noktalara elverişlidir ve yanaklarda hafif kuruluk oluşabilir. Karma ciltlerin "T" bölgesinde görünebilir gözenekler mevcuttur.

Karma Cilt Bakımı;

Güneş Gözlüğü takılması, cildin düzenli olarak temizlenmesi ve "T" bölgesine haftada 1-2 kere kil maskesi uygulanması önerilebilir. Soğuk havalarda özellikle yanak bölgesi hafif kuruma veya su kaybına eğilimlidir. Cildin kuru bölgelerine ("T" bölgesi hariç) nemlendirici uygulanabilir.

BİTKİLERİ TANIYALIM
Lavanta

Yaklaşık 30 çeşidi olan Lavanta, bitki olarak Kanarya Adalarından Hindistan'a, ülkemiz dahil tüm kuzey Akdeniz ülkelerinde, Ortadoğu ve kuzey Afrika'da doğal olarak yetişir.

Doğada genel olarak kurak ve kayalık yamaçlarda yetişen lavanta, kışın buzlanmaya yazın ise yüksek sıcaklıklara karşı dayanıklı bir bitkidir..

Bulgaristan, Fransa, İtalya, İspanya İngiltere, Avusturalya ve Rusya'da ticari amaçla yüksek oranda yetiştirilir. 1920 yılından itibaren yağı için yetiştirilmeye başlanmıştır.

Eski zamanlardan beri aromatik ve şifalı bir bitki olarak kullanılmaktadır. Romalılar devrinde banyo suyuna parfüm olarak kullanıldığı bilinmektedir.

Günümüzde lavanta yağı ekonomik değer açısından en önemli 10 yağ arasında yer almaktadır. Parfümler ve diğer kozmetik ürünler, deterjanlar, sabunlar ve hatta çeşitli gıda maddelerinde kullanılmaktadır. Aynı zamanda yağlıboya resimlerde katkı maddesi olarak da kullanılabilmektedir. Giysi aralarına hoş kokusu ve hatta böcekleri kaçırmak için konulmaktadır. Kokulu çaylarda, salatanıza kullandığınız yağlarda, sirkelerde, içeceklerde, tatlı ve yiyeceklerde yaygın olarak kullanılmaktadır.

Antibakteriyel özelliği deneysel olarak kanıtlanmıştır.

Fransa'da salgın hastalıklara karşı 18. yüzyıla kadar sokaklarda yüksek miktarda lavanta yakıldığı bilinmektedir. Çiçekleri infüzyon (suda demleme) çayı olarak boğaz şikayetlerine, böcek ısırıklarına, güneş yanıklarına ve yaralara karşı kullanılmıştır. Uykusuzluk ve başağrısına karşı rahatlatıcı bir aromadır.

Lavanta yağı çiçeklerinin buhar distilasyonu yoluyla elde edilir. Elde edilen yağ, renksiz veya soluk sarı renktedir.

Lavanta ile Güneş Yanığı Bakımı

Uyarı!...

Aşağıda verdiğimiz tarif kesinlikle güneş yanıklarından korunmak için veya güneş yanıklarını tedavi için kullanılamaz, ancak içerdiği bitki özü sayesinde güneş sonrası cildinizin rahatlamasına yardımcı olacaktır.

Belirttiğimiz tarifi özellikle hamileler ve bebekler üzerinde doktorunuza danışmadan uygulamayınız.

Lavanta yağı güneş yanıklarında bakım için kullanılan geleneksel bir bitkidir

Güneş yanığı sonrasında bir kase soğuk su içine 10 damla lavanta yağını ilave ediniz. Banyo süngeri ya da yumuşak bir bezi bu karışımda ıslatarak, cildin güneşten etkilenen kısımlarına uygulayın.

Kaynak: Natural Body Basics -Dorie Byers

KİL MASKESİ

Açıklama;

Aşağıda tarifini vereceğimiz kil maskesini kendiniz hazırlayabilirsiniz. Tarifimizde yer alan Biberiye yağı cilde yönelik kan dolaşımının hızlandırılmasına, Lavanta yağı ise cildinizin ferahlamasına yardımcı olacaktır. Maske yapımında yer alan malzemeleri doğal ürünler satan ilgili mağazalardan temin edebilirsiniz.

Malzemeler;

1 Çorba kaşığı Kil
1 Damla Biberiye Yağı
1 Damla Lavanta Yağı
Su

Hazırlanışı ve Uygulanışı;

Yağlar kile ilave edildikten sonra karışımın cilt üzerinde kolayca uygulanmasını sağlayacak
kıvamda su ilave edilir.
Cilt tipinize göre cildin yağlı bölgelerine sürülerek tatbik edilir.
Maske kuruyana kadar beklendikten sonra ılık su ile durulanarak temizlenir.

MUCİZENİN ADI : ZEYTİNYAĞI

Dünyada mevcut zeytin ağacı miktarının 900 milyon olduğu tahmin edilmektedir. Bu ağaçların %65'i dört ülkeye yayılmıştır. Geriye kalan bütün ülkeler zeytin ağacı sayısında ancak %35'lik oranı paylaşmaktadırlar.

Güzel Türkiye'miz %65'lik payın içinde yaklaşık 95 milyon ağaçla dördüncü ülke konumundadır. (En çok ağaç İspanya'da; 218 milyon...)

Ülkemizdeki zeytin ağaçlarının %75'i Ege'de bulunuyor. Ayrıca %10 Marmara, %10 Akdenizde mevcut. Biraz da Güneydoğu Anadolu da var. Diğer bölgelerimizde yok kabul edebiliriz.

Pek çoğumuzun, zeytinyağının Ege'de pek yaygın üretildiğinin, Ege bölgemizin güzel zeytinyağı yemeklerini (diğer bölgelerimize haksızlık etmeyelim; her köşesinde ayrı lezzetler saklı memleketimizin!) bildiğini söyleyebiliriz.

Zeytinyağını biraz bilenler, asitlik oranı diye bir şeyi duymuşlardır. Zeytinyağı'nın kalitesini belirleyen bu oran, esasen zeytinyağını oluşturan gliserin ve oleik ait organik maddelerinden, zeytinyağının içerdiği oleik asit miktarının yüzde olarak ifadesidir.

Zeytinin yetiştiği bölgenin iklimi, arazi özellikleri, toprağın verimi, yetişen zeytinin türü, zeytin ağaçlarının bakımlılığı, kullanılan gübrenin çeşidi, zeytin zararlıları ile mücadele şekli, zeytinin toplama metodu, taşıma şekli, yıkanan zeytinin yıkanıp yıkanmadığı, zeytinyağı eldesi için zeytinin ezme metodu gibi pek çok faktör, elde edilen yağın asitlik oranı üzerinde etkilidir.

Yıkanan, ezilen, hamur haline getirilen ve kara suyundan ayrıştırılarak süzülen zeytin, asitlik derecesi %3.3'ün altında ise biyolojik açıdan değerli kabul edilir.

Zeytinyağları içerdiği oleik asit miktarı, yani asitlik derecesine göre dört ayrı türde değerlendirilmektedir;

1. Sızma Zeytinyağı (Extra Virgin Olive Oil)
2. Natürel Zeytinyağı (Virgin Olive Oil)
3. Natürel Birinci Zeytinyağı (Ordinary Virgin)
4. Lampant

Bu sıralamada en yüksek kaliteli, yani en düşük asit oranı içeren zeytinyağı sızma türü olup, lampant türü zeytinyağları sofra ve yemeklerimizle tüketemeyeceğimiz oranda yüksek asit içeren, dolayısıyla en düşük kaliteli zeytinyağlarıdır.

Sızma Zeytinyağı; zeytinin tam olgunlaşmadan (erken hasat) toplanması sonrasında herhangi bir ısıl işleme tabi tutulmadan sıkılmasıyla elde edilir. Bu tür yağda, zeytinin tat, koku ve vitaminleri aynen korunmaktadır. Asit oranı genellikle %1'in altında olur. Hem meyvemsi, hem de acımtrak tadı olan sızma yağlar, genellikle çiğ (salatalar, mezeler, vb.) tüketilir. Türkiye'de üretilen zeytinyağlarının sadece %3 gibi küçük bir oranı bu yüksek kaliteye erişmektedir. Dolayısıyla fiyatları da diğer tür zeytinyağlarına göre yüksektir.

Naturel Zeytinyağları; asit oranı %1-2 civarında olan ve Sızma yağlara göre daha yoğun tadı olan yağlardır. Ülkemizde üretilen zeytinyağlarının %12'si bu bu tür yağlardandır.

Asit oranı %2-3.3 arasında olan Natürel Birinci zeytinyağları, ülkemizdeki üretimin %15'ini oluşturmaktadır.

Lampant; asit oranı %3.3'ün üzerinde olan yağ türüdür. Tüketilebilmesi için rafinasyon gerektirir. rafinasyon işlemi sırasında fazla asit miktarı, hoş olmayan koku ve tadı arındırılarak tüketim açısından kabul edilebilir seviyeye yükseltilmektedir. Ülkemizde üretilen yağların %70'i bu kategoriye girmektedir. Rafinasyon işleminin tatamen doğal yollarla yapılabilmekte olduğu, rafinasyonun herhangi bir ısıl veya kimyasal işlem gerektirmediği ve dolayısıyla rafine zeytinyağlarının da tüketim için sağlıklı bir seçim olduğunu hatırlatmak istiyoruz. Rafine zeytinyağları, genellikle yemeklik olarak tüketilmektedir.

Bu temel zeytinyağı türlerinin dışında kalan ve halen bahsetmediğimiz ancak pek çoğumuzun kulaktan aşina olduğu diğer bir yağ türü de var... Riviera Zeytinyağı... Yukarıda açıkladığımız natürel zeytin yağı ile rafine zeytinyağını karıştırdığınızda elde edilen yağa Riviera denilmekte. Riviera yağın %80-90'ını rafine zeytinyağı, kalanını ise natürel yağ oluşturmakta. Dolayısıyla bu yağ da kızartmalarda ve yemeklik olarak tüketilmektedir.

Ayrıca, zeytin ağacı iki yılda bir zeytin verir. Geçtiğimiz sezon (2001 Eylül-2002 Mayıs dönemi içinde) bazılarınız "Bu yıl zeytinyağı yok, dolayısıyla pahalı" gibi şeyler duymuş olabilirsiniz. Bunun sebebi, geçtiğimiz sezon beklenmedik doğa olayları olması, zeytin yetişmemesi gibi bir sebepten kaynaklanmamaktadır. Bu zaten normaldi. Geçen sezon zeytinin az olduğu sezondu... Bu yıl ise ürünün bol elde edileceği sezona giriyoruz. Bu yıl ekim-aralık döneminde zeytin yetişen bölgelerimizde insanlarımız harıl harıl çalışıp zeytin toplayacaklar. Onlar yıkanacak, ezilecek, ....sonda da soframıza gelecek. Peki bu yıl zeytin bol, dolayısıyla ucuz mu olacak diye sorarsanız, cevabımız kocaman bir HAYIR! olacak? Zeytinyağı ile sabun ürettiğimiz için bundan biz de şikayetçiyiz ama, ne yapalım. Biz zeytinyağı ile devam edeceğiz. Size de tavsiye ederiz. İster yağı, ister sabunu... Bu toprakların bir mucizesi bize zeytinyağı...

Kaynak: Ölmez Ağacın Peşinde, Artun Ünsal, YKY, Aralık 2000

YLANG YLANG
(Lütfen uyarı notumuzu okuyunuz)

Vatanı güneydoğu Asya olan Ylang Ylang, halen bu bölgede doğal olarak yetişmekte olan çok değerli bitkilerden biridir.

İlk olarak ticari amaçla Filipinler, ardından da Endonezya'da yetiştirilmeye başlanmıştır. Daha sonra Komor Adalarına getirilmiş ve 1980'li yılların başına kadar (Komor Adaları çarpık turizm ve yapılaşmadan nasibini alana kadar) yüksek miktarlarda yetiştirilmiştir. Bu coğrafya'da diğer ülkelerde de yetiştirilen Ylan Ylang, Endonezya, Filipinler, Madagaskar ve Komor Adalarının yanısıra, halen en çok Çin'in Guangdong bölgesinde yetiştirilmektedir.

Aromaterapi'nin vazgeçilmez bitki yağlarından biri olan Ylang Ylang, ülkemizde pek bilinmemesine rağmen, aromaterapi uygulamalarının yaygın olduğu uzak doğu ve batı'da (Avrupa ve ABD) oldukça iyi tanınmakta olan değerli bir yağdır. Uzak doğu dillerinde "Çiceklerin çiçeği - Flower of Flowers" anlamına gelmesi bu yüzden olmalı...

Yağı su veya buhar damıtımı ile elde edilen Ylang Ylang; egzotik, çiçeksi ve tatlı bir aromaya sahiptir. Rahatlatıcı ve dolaşım düzenleyeci etkisi olduğu bilinmektedir.

Parfüm üretiminde yaygın olarak tercih edilen Ylang Ylang, limon, yasemin, bergamot, mimoza, gül gibi pekçok koku ile karıştırılmaya uyumludur.

Anti-depresan, afrodizyak, enfeksiyon önleyici, antiseptik, hipotansif, düzenleyici, sinirleri yatıştırıcı ve dolaşım sistemini uyarıcı etkileri olan Ylang Ylang'ın bilinen kullanım şekilleri aşağıda verilmiştir;

akne ve sivilcelere karşı,yağlı ciltler için,
Saç bakımı
Böcek ısırmalarına karşı,
Cilt tahrişlerine karşı,
Genel cilt bakımı için,
Yüksek tansiyon,
Taşikardi,
Çarpıntı
Stres kaynaklı bozukluklar ve gerginlik halinde

UYARI :

Bitkisel Yağların kullanım şekli, önerilen miktarı, tavsiye edilen etkileri kişiden kişiye değişebilmekte, yanlış kullanımı sonucunda beklenmeyen etkilerle ve ciddi/trajik sonuçlarla karşılaşılabilmektedir.

www.dogalsabun.com sitemizde yer alan aromaterapi konulu yazılarda tehlikelerini detaylı olarak belirttiğimiz şekilde, bitki öz yağlarının kullanımının mutlaka bu konuda uzman bir tıp doktoru (yani güzellik uzmanı veya baharatçınıza değil!) kontrolunda yapılması gerektiğini ISRARLA tavsiye ediyoruz.

Çok masumca değerlendirip, bir iki yerde de okuduktan sonra yatıştırıcı etkisi olduğuna ve denemeye karar verdiğiniz bir bitki, aynı zamanda diğer özellikleri sebebiyle o ana kadar bilinmeyen bir rahatsızlığınızı uyararak ortaya çıkarabilir, tansiyonunuzu düşürüp/yükseltebilir, hatta (bayanlar için) düşüğe bile sebep olabilir.

Her konuda olacağı gibi, bu konuda da kendinizi gereksiz riske atmayınız.

 

Bitkisel Tedavi - FİTOTERAPİ

Bitkileri kullanarak hastaları tedavi etmek yaklaşımı şeklinde açıklanabilen "fitoterapi" teriminin ilk kez, 1870-1953 yılları arasında yaşamış Fransız hekimi Henri Leclerc tarafından La Presse Medical adlı dergide kullanıldığı iddia edilmiştir. Oysa, bu tarihten çok önceleri, her ne ad altında olursa olsun, bitkilerin sağlığı korumak veya geri kazanmak için tarihin her döneminde, her toplum tarafından kullanıldığını görmekteyiz.

Bu konuda ilk yazılı belge olan M.Ö.3000 yıllarına ait Ninova Tabletleri, Mezapotamya' da kurulan Sümer, Akat, Asur medeniyetlerinde bitkisel ve hayvansal ilaçlarla tedavilerin mevcut olduğunu kanıtlamaktadır. M.Ö. 2500 yıllarında Çin Tıbbıyla paralel bir gelişme içinde olan Hint Tıbbının önemli temsilcilerinden, günümüzde halen geçerliliğini sürdüren bir tıp akımına (Ayurveda Tıbbı) isim veren, Rig Veda, eserlerinde 1000'e yakın şifalı bitkiden bahsetmiştir. M.Ö. 1500 yıllarına ait Eber Papiruslarında Mısırdaki bitkisel tedaviler ve mumyalama teknikleri anlatılmış, o günlerde yaygın olan amipli dizanteriye (kanlı ishal) karşı koruyucu olduğuna inanılan soğan ve sarımsağın, günlük yemeklerinde yeterli miktarda olmaması nedeniyle piramit inşasında görev alan işçilerin çalışmayı reddettiklerinden bahsedilmiştir. Yunan Tıbbının önemli isimlerinden Eskulap ve modern tıbbın temeli olarak kabul edilen Hipokrat kitaplarında 400'e yakın bitkisel ilacı anlatmıştır. Bizans döneminde Diascorides 'İlaçlar Bilgisi' adlı kitabı yazmış, bu kitapta Anadolu ve Doğu Ülkelerinin tıbbi bitkileri hakkında bilgilere yer vermiştir. İslam Uygarlığı döneminde, 200'e yakın şifalı bitkiden bahseden, bir kopyası Orhan Gazi Kütüphanesinde bulunan Kitab-al Saydalafi al Tıp adlı kitabın yazarı Ebu Reyhan, 1650' li yıllara kadar referans kitap olarak kabul edilen 800 hayvansal ve bitkisel tedaviden bahseden 'Tıp Kanunu' adlı eseri yazan İbn-i Sina (Avicenna) ve Al Gafini bitkisel tıp konusunda önemli eserlere imza atmışlardır. 16. yüzyıldan sonra Avrupa'da John Gerard, John Parkinson ve Nicholas Culpeper gibi hekimler/eczacılar da bitkilerle tedaviler üstünde çalışmışlardır.

Aynı dönemde (günümüzde hala bazı kesimlerde destek bulan) The Doctrine of Signature (işaret doktirini) teorisi ortaya atılmıştır . Bu teoriye göre bitkinin şekli ve rengi, tıbbi etkilere işaret etmekteydi. Örneğin kalbe benzeyen bir bitki kalp hastalıklarında, kırmızı renkli bir diğeri kan hastalıklarında kullanılmaktaydı.

19-20 yüzyıllarda kimya ve biyokimya bilimlerindeki gelişmeler ilaç sanayisine büyük bir ivme kazandırmış, bu sayede etkinlik, zararsızlık ve kalite prensipleri benimsenerek analitik, toksikolojik, farmakolojik ve klinik çalışmalar sonucu, laboratuarlarda tıbbın ihtiyaçlarına cevap veren pek çok ilaç geliştirilmiştir. Yine de, özellikle geçtiğimiz yüzyılda üretilebilen ilaçların birçoğu ancak bitkisel kökenli olabilmiştir. Örneğin söğüt kabuğundan üretilen asprin, yüksükotundan elde edilen digoksin, kınakına bitkisinden çıkarılan kinin, haşhaştan elde edilen morfin gibi. Günümüzde ise mevcut ilaçların 1/4' i bitkisel kökenlidir ve bunların bir çoğunda bitkiden elde edilmek istenen etken madde, laboratuar ortamında kopya edilmektedir.

Son yıllarda sentetik ilaçlarla meydana gelebilen ciddi yan etkilerin yol açtığı medikal ve ekonomik sorunlar, "yaratıcıları" arasında uluslar arası ilaç sanayiinin de yer aldığı, endüstrileşmiş ülkelerdeki çevre kirliliğinin güçlendirdiği ekolojik yaklaşımlar ve hareketler, küratif tedavileri henüz mümkün olmayan bir çok kronik hastalığın oluşturduğu tehdit ve doğallığın her zaman etkili ve yan etkiden arınmış olduğu düşüncesi gibi bir çok faktöre bağlı olarak bitkisel tedavi tekrar popüler hale gelmiştir. 1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde bitkisel ilaçların satışının bir önceki yıla göre %59 'luk bir artış göstermiş olması , hastaların %3-5'lik bir bölümünün temel tedavi olarak sadece bitkisel tedavi alıyor olması, bu tedaviler için yalnız Amerika'da yılda 3,24 milyar dolar, İngiltere'de 40 milyon sterlin harcanması, Dünya Sağlık Örgütü'nün insanların %80'inin doğal tedaviye inandığını açıklaması bu popülaritenin iyi bir göstergesidir. Halen bitkisel ilaçlara gönül veren bir çok hasta bitkisel ilacını, aktardan aldığı bitkiden veya bitki parçalarından kendi mutfağında hazırlar ve genelde doktora veya diğer bir uzmana danışmadan kullanır. Diğer yandan, sentetik ilaç üretimi kalitesinde ve standartlar temelinde bitkisel ilaç üreten firmaların sayısı da giderek artmaktadır.

Herbalistler (bitkisel tedavi uzmanları) bitki tedavisinde, sadece etken maddenin izole edilip verilmesini amaçlayan tedavinin aksine, maksimum etkinin bir bütünsellik içinde ortaya çıktığını, bitkinin tüm bileşenlerinin olumlu etki üzerinde bir payı olduğunu savunurlar. Onlara göre saflaştırılmamış bitkinin kullanımı, bitkiyi oluşturan maddelerin birbirini nötralize etmesi sebebiyle yan etki olasılığını azaltmaktadır.

Ancak, unutulmamalıdır ki, doğal olan her zaman güvenli olan demek değildir. Pek çok bitki yüksek derecede toksiktir ve diğer komplemanter tedavi yöntemleri içinde fitoterapi yan etki ve toksisite yönünden çok daha fazla risk taşır. Yapılan bir araştırmada, Kuzey Amerika'da bitkilerden zehirlenenlerin sayısının hayvanlar tarafından yaralananlardan daha çok olduğu ortaya konmuştur. Literatürde ise kullanılan şifalı bitkilerin bir kısmının hepatotoksik (karaciğere toksik) olduğunu kanıtlayan çeşitli çalışmalar ve zaman zaman ölümcül olduğunu gösteren vaka sunumları bulmak mümkündür. Bu tür bir tedavinin direkt toksik etkisinden başka, hastanın kullandığı diğer konvensiyonel ilaçlarla tehlikeli boyutlarda etkileştiği bilinmektedir. Tabloda bu etkileşimlerden en iyi bilinenler gösterilmiştir.

Çeşitli kuruluşlar bu denli toksik olabilen ve bir o kadar da rağbet gören şifalı bitkilere belli standartlar getirmeye ve fitoterapiyi bir "ototerapi" (kendi kendine tedavi) olma şeklinden çıkarmaya çalışmışlardır. Bu tür girişimlerin en çok yapıldığı ülke İngiltere'dir. Exeter Üniversitesi ve Ulusal Medikal Herbalist Enstitüsü, uygulayıcılar tarafından bildirilen yan etkilerin kaydedildiği bir veri bankası olan 'yeşil kart' sistemini oluşturmak için çaba sarfetmektedir. Yine aynı enstitü ve diğer bazı merkezler patoloji, biyokimya, farmakoloji, farmakognozi, fizyoloji, botanik, beslenme, klinik tanı ve diğer komplemanter tedavi yöntemlerini kapsayan 4 senelik bir kurs düzenlemekte ve mezunlarına tüm ülkede geçerli herbalist diploması vermektedir. Benzer çalışmalar Amerika ve diğer bazı Avrupa ülkelerinde de yapılmaktadır.

Peki bu kadar çabanın amacı nedir? Amerika'da Ulusal Kanser Enstitüsü tarafından, kanserde etkili tedaviyi bulmak için yapılan araştırmalarda son 10 yılda incelenen 53.000 maddenin 37.500' ünün bitki (36.000 tanesi kara, 1500 tanesi deniz bitkisi) olması, 1983-1993 yılları arasında tanımlanan ilaçların %40' nın bitkilerden köken alması ve bunların Amerika'da reçete edilen ilaçların %50' sini oluşturması, Almanya'da 7. en çok satan reçeteli ilacın lisanslı Hypericum Perforatum (Sarı Kantaron) preparatı olması tıp çevrelerinin, her ne kadar fitoterapiyi alternatif tıp metotları içinde kabul etseler de, bitkisel 'şifaya' inandıklarını göstermektedir.

Sonuçta, bir tarafta tüm temellerini bilimselliğe oturtmuş günümüz tıbbı, diğer tarafta bilimsellikten/kaliteden uzak kaynaklara dayanılarak, uzman kontrolü olmadan başlanan, standartları belirlenmemiş ilaçlarla yapılan tedavileri bünyesinde bulunduran fitoterapi. Bu manzarada, ikisi arasında çizilmiş hassas sınırı da yadırgamamak gerekir.

Son yıllarda bu durumu değiştirmek için, uluslararası kabul görmüş dergilerde de yayınlanan, bitkilerin etkinliğini kesin olarak ortaya koyan bazı bilimsel çalışmalar yapılmıştır:

Bu çalışmalara rağmen fitoterapi hala güvenliği ve etkinliği tam olarak kanıtlanamamış bir tedavi yöntemidir. Bu yüzden bir bitkisel ilacı reçete ederken veya insanları bu konuda bilgilendirirken basit ancak önemli birkaç kuralı unutmamak gerekir :

  • Bitkisel tedaviyi ciddi hastalıklarda kullanmayın
  • Gebeyseniz veya gebe kalmayı düşünüyorsanız bitkilerden uzak durun
  • Bebek emziriyorsanız bitkisel ilaç almayın
  • Bebeğinize bu tür ilaçları kesinlikle vermeyin
  • Alkol alıyorsanız veya geçirilmiş bir sarılık öykünüz varsa,doktorunuza danışmadan bitkisel tedavilere yaklaşmayın
  • Bitkileri güvenilir yerlerden alın
  • Etiketsiz veya etiketinde içerdiği maddeler belirtilmemiş bitki paketleri almayın
  • Etiketinde ne yazarsa yazsın doğruluğuna %100 inanmayın: Paket listelenmemiş yabancı maddeler içerebilir ve belirtilen maddelerin konsantrasyonları farklılık gösterebilir.
  • Hiçbir preparatı uzun süre, düzenli bir şekilde kullanmayın
  • Başka bir ilaç kullanıyorsanız doktora başvurmadan bitkisel ilaca başlamayın

Sonuç olarak bitkiler bahçemizi süsler, soframıza renk, hayatımıza ilginçlik ve estetik bir tat katar, kimisi iyi bilinir, kimisi ekzotiktir. Bir kısmı terapötik olabilir ama hepsinin toksik olma riski vardır.

Kaynakça :

- Prof. Dr. M. Z. Karagülle, İÜ Tıp Fakültesi Tıbbi Ekoloji ve Hidroklimatoloji ABD Bşk.
- Dr. K. Gün, İÜ Tıp Fakültesi Tıbbi Ekoloji ve Hidroklimatoloji Anabilim Dalı

SABUN ÇEŞİTLERİ

Sabun çeşitleri üzerine, üyelerimizden aldığımız pek çok soru üzerine, genel olarak bilinen sabun çeşitleri hakkında bir yazı yayınlamaya karar verdik. Umarız bu konudaki sorularınıza bu yazımızda yanıt bulabilirsiniz...

SERT SABUN ( SODYUM SABUNU )

Mutfak sabunu ( Marslya ) sabunu ilk başlarda % 62 yağ asidi içermekteydi. Kullanım alanlarında ( ev işleri, tuvalet ) yapay deterjanların kuvvetli rekabetiyle karşılaşınca, üretimi iyileştirildi.Kehribar renginde yada yarı saydam halde olan bu tür sabun yaklaşık % 62 yağ asidi içermekteydi. Buharla ısıtılan kazanlarda yada teknelerde düşük nitelikli sıvı yağların ( zeytin, kolza, yerfıstığı ) sodyum klorürlü ortamdaki alkali çözeltiye etkisiyle hazırlanır .

TUVALET SABUNU

Hemen hemen içinde hiçsu bulunmayan son derece homojen bir hamur elde edilebilecek biçimdeki enyüksek nitelikli yağlı cisimlerden hareketle hazırlanır. Bu sabuna boyar maddeler, kokular, bakteri öldürücü etkenler ( deodoran sabunlar ) Ve deriyi yumuşatıcı maddeler ( zeytinyağı, süt, lanolin, vb. ) katılır.

TRAŞ SABUNU

Kalıplaşmış ve sıkıştırılmış sabunlardır .

PAYET SABUNLAR ( PULCUKLU ) SABUN YADA TALAŞ SABUNU

Öncelikle aynı yapıda olan bu sabun, değişik biçimde bulunur ; % 78' i yağ asidinden oluşmuştur ve ılık ya da soğuk suda hemen çözünür : Bu nedenle hassas dokumaların yıkanmasında kullanılır. Talaş sabununda % 73 yağ asidi vardır. Özellikle toz deterjanlarla birlikte çamaşır makinelerinde kullanılır.

POTASYUM SABUN ( YUMUŞAK SABUN )

Arap sabunuda denen bu sabun ev işlerinde ya da sanayide kullanılır. Arap sabunu üretiminde kullanılan sıvı yağlar, keten, kenevir, karanfil ve balıktan çıkarılan yağlardır. Bazlı çözelti, bir potas çözeltisidir. Zayıf bir çözelti, sonra da sabunlaşacak sıvı yağ konur ve kütle kaynama noktasına yakın ısıtılır ve karıştırılırEn sonunda kostik çözelti eklenir. Yüzeyde köpük kalmayınca ve kaynama düzenli bir hale gelirce, pişme tamamlanır. Ayrıca, tatlı badem yağından hareketle bademyağı sabunu, sodyum silikat içeren sert bir sabun olan silikatli sabun, % 10 - 15 sert sabun, kum, çakıl taşı ya da toz haldeki sünger taşı karışımı olan mineral sabun gibi başka sabunlarda üretilir .

ÇÖZÜCÜ SABUN

Bileşimine yağları ve yağlı maddeleri çözebilen aseton, butil alkol, heksalin, izopropil alkol, benzen, kloroform, karbon tetraklorür, klisen, terebentin, toluen, trikoloetilin ve kimi petrol türevlerinin katıldığı sabun ; yağlı ve çok kirli maddelerin yıkanmasında kullanılır, kireçli sulara karşı dayanıklıdır. Cildi uyarmak, yumuşatmak vebeslemek amacıyla kullanılan tuvalet sabunu ( Bu ürünler aşırı yağlı sabunlar, aşırı yağlı madde oranı % 1 - 3 arasında değişir . )

METAL SABUN

Genellikle ağır metallerden her hangi birinin çözünen bir tuz ile alkali bir sabunun tepkimesinden oluşan sabun

PUL SABUN

Yağ asitleri ile reçine asitlerinin oranı en az % 78 olan, küçük yada iri parçalı, ince ve düzgün pulcuklardan oluşan sabun

AYDAM SABUN

Homojenliğini koruması, eloktrelitlere karşı duyarsız hale getirilmesi için, yapısına şeker, gliserin ya da bir alkol katılan sabun

SIVI SABUN

Bilesiminde % 36 oranında hindistan cevizi yağından elde edilmiş potasyum sabunu bulunan sulu çözeltiye denir.

TIBBİ SABUN

Badem yada çekirdek yağının sodyum hidroksit çözeltisiyle sabunlaşması sırasında ilk aşamada elde edilen sabun : bu sabunlar kir çıkartmaktan çok dezenfektan olarak kullanırlar.

TOZ SABUN

Yağ asitleri ile reçine asitlari oranı en az % 82 olan toz halinde sert sabun ( Toz sabunlar çamaşır için özel hazırlanır.

YÜZER SABUN

Yoğunluğunu suyun yoğunluğunun altına düşürmek için karıştırma yoluyla içine hava katılan sabun

YARI PİŞMİŞ SABUN

Kısmi bir tuzlama yapılsın yada yapılmasın sıcakta hamurlaştırma işlemiyle elde edilen sabun

SOĞUK ÜRETİM SABUNU

Sıvı durumda katılın dolgu maddeleriyle alkali kostik çözeltinin ısı veren tepkimesi sonunda elde edilen sabun.

PONZA SABUNU

Bu sabunun diğer ismi ise mineral sabundur. Bileşimine ponza taşı katılan bir sabundur .

GAR SABUNU veya GARLI SABUN

Ülkemizde Akdeniz bölgesinde yaygın olarak üretilen, özellikle Hatay yöresinde başlıca geçim kaynaklarından biri olan gar sabunu defne sabunnu olarak bilinen sabunun bölgesel adıdır.

Su ve SABUN

Kullanım açısından değerlendirildiğinde, SABUN ve SABUN her zaman birlikte anımsanır. Sabunun köpürme özelliği üzerinde etkili bir faktör olan su sertliği, su içinde mevcut ve suya sertlik veren minerallerin analiz sonucu ölçümü ile belirlenir. Bu mineraller arasında kalsiyum ve magnezyum, su içinde mevcut oranlarına göre belirleyici özelliğe sahiptir. Suyun sertlik sınıflaması şu şekilde verilebilir.

Çok yumuşak 0 - 5 Fr
Yumuşak 5 - 10 Fr
Orta sert 10 - 20 Fr
Sert 20 - 30 Fr
Çok sert > 30 Fr

Ayrıca; sulardaki kimyasal, fiziksel, biyolojik, zehirli madde vb. içerikleri; Türk Standartları 266' da belirtilen parametrelerin kabul edilebilecek asgari ve azami değerleri ile belirlenmiştir. Bu parametrelerin analiz edilmesi sonucunda suyun kullanım amacına göre uygunlugu değerlendirilebilir. Bu parametrelerden sadece birisinin standart degerler dışına çıkması suyun içme suyu olarak kullanılmasını engeller.

Sert sularda sabun sarfiyatı fazladır, sabun geç köpürür. Suyun içinde bulunan kalsiyum ve magnezyum, sabunların bileşiminde bulunan sodyum ve potasyum ile yer değiştirerek tamamen sarfedildikten sonra sabun köpürür.

Bitkileri Tanıyalım - BİBERİYE
(Rosemary / Kusdili otu / Rosmarinus officinalis)

Ballıbabagiller familyasındandır. Beyaz püren, Biberya, Hasalban ve Kuşdiliotu yaygın olarak bilinen diğer adlarıdır. Anayurdu Akdeniz havzası olup ülkemizde Ege ve Akdeniz kıyı şeridinde yetişen, çokyıllık çalı görünüşlü bir bitkidir.

2 m'ye kadar boylanabildiği ve kışın yapraklarını dökmediği için bahçelerde süs ve çit bitkisi olarak yetiştirilmektedir. Bitkinin gövdesi karemsi kesitli ve yeşilken, ikinci yılında odunsulaşır. Yaklaşık 2 cm. boyundaki iğne gibi ince uzun yapraklarının üstü parlak koyu yeşil ve altı gri renklidir. Bu yapraklar içe doğru kıvrılırlar. Yaz boyunca açan küçük çiçekleri mavi ya da eflatuni renklidir. Tohumları küçük, yağlı ve sarı-kahverengidir.

Biberiyenin içerdiği uçucu yağlar arasında başta bomeol olmak üzere linalol, kamfen, sineol ile kafuru ve bitkide ayrıca tanen, reçine ile diğer etkili maddeler vardır. Bu nedenle yaprakları ve ince sürgünleri çok hoş kokan biberiye, taze olarak salatalara, kurutulup baharat olarak da et yemekleri ve diğer yiyeceklere katılır.

Biberiyenin cildi güzelleştirici nitelikleri;

Kozmetikte antioksidan, antiseptik, temizleyici, dinçleştirici,
astringent ve yenileyici özellikleri dolayısıyla kullanılır.
Akneli yağlı ciltler ve karma ciltler için uygundur.
Biberiye infüzyonu ile yıkanan saçlar gürleşip güzelleşir .
Bir bez torbaya konulan bibe!iye yaprak ve taze sürgünleri banyo musluğunun altına asılarak üzerine sıcak su akıtılıp böylece doldurulan küvette banyo yapıldığında cildi derinden temizler , teni kayganlaştırır ve güzelleştirir. Şampuanla yıkanmaktan yıpranan saçları canlandırır.
Bitkinin yaprak ve genç sürgünleri ezilerek yapılan lapa, kırışıklıkları gidererek cildi güzelleştirir.

Biberiye banyosu: 50-60 gr ince kıyılmış bitki, 1-2 litre suda kaynama derecesine kadar ısıtıldıktan sonra 15-20 dakika demlenmeye bırakılır, süre sonunda süzülür ve banyo suyuna eklenir. Banyo süresi 15-20 dakikadır.

Biberiye şarabı: Alkol oranı yüksek, kırmızı veya beyaz 1 litre şaraba, 10 tatlı kaşığı dolusu ince kıyılmış bitki eklenir. Şişe zaman zaman çalkalanarak, 5-6 gün bekletildikten sonra süzülür. Serinde tutulmalıdır. Yemeklerden sonra, 1-2 likör bardağı içilir, daha fazlası içilmemelidir.

Biberiye tentürü: Geniş ağızlı, 1 litrelik bir şişe yarıya kadar, ince kıyılmış bitkiyle doldurulur ve üstüne 70 derecelik etil alkol eklenir. Arada bir çalkalanarak, 10-14 gün boyunca bekletildikten sonra, tülbentten geçirilerek süzülür. Friksiyon ve kompreslerde kullanılır.

Yan etkiler: Doktorunuz tarafından önerilen dozajların aşılmaması gerekir. Önemle hatırlanması gereken yan etkilerinden biri Kan basıncını yükseltebileceği ve dolayısıyla yüksek tansiyon, kalp ve şeker rahatsızlığı olanlar tarafından kullanılmaması gerektiğidir.

Genel olarak, hamile bayanlar ve çocukların bitkisel tedavi dahil bitkilerle ilgili uygulamalardan uzak durmalarını öneriyoruz. Biberiye gibi pek çok bitkisel yağın (essential oil) kullanımına yönelik uyarılarımızı Aromaterapisayfamızda okumanızı tavsiye ediyoruz.

 

DOĞADA ÇEVRECİ İLKELER

- Konaklama alanının korunmasına özen gösterin ve dikkatli bir yerleşim uygulayın.

- Kamp alanında en az etki bırakabilmek için taşları kaldırmayın veya yuvarlamayın. Bitki örtüsüne ve toprağa en az zararı vermeye çalışın.

- Yeni alanlar üzerinde konaklama sıklığını azaltmaya çalışın(yılda en fazla 5). Halen yıpratılmış bölgelerde kamp yapın.

- Dik eğimli yamaç yerlerde kamp yapmak zorunda kalırsanız, erozyona neden olmamak için daha dikkatli davranın.

- Sık ağaçlıklı alanlar yerine seyrek ağaçlıklı alanlar da konaklayın. Sık ağaçlı yerler daha az güneş alacağından,ezilen bitkiler daha uzun ürede kendini toparlayabilir.

- Organik veya kumlu toprak olan yerleri tercih edin.

- Gecelemek için en iyi seçim alanı;kayalık,karlı,kumluk,ölü ot ve kuru dallarla kaplı yumuşak tabandır. Eğer çimenler ve toprak kuruysa,çimen örtüsünün yoğun olduğu,ıslak olmayan çayır alanlar konaklamak için daha uygundur çünkü yaş çayırlara kalıcı hasar verebilirsiniz.

- Konaklama noktalarında ses ve ışık disiplinine uyun. Ses kirliliği yaratmayın. Dar vadilerde,açık alanlarda sessiz olmaya çalışın. Kampınızı sudan ve vadi tabanından daha yüksekte tutun.

- Yaban hayvanı izlerinin,su yollarının ve dinlenme noktalarının üzerine kamp atmayın.

- Kokusuz yiyecekler taşıyın ve pişirin. Hayvanlar için gıda artığı bırakmayın,onları beslemeyin. Tüm yiyecek artılarınızı da çöpler gibi yanınıza alın.

- Çalıları ve bitkileri ezmemeye dikkat edin. Su kaynağına sık gidip gelmeyi en aza indirgemek için büyük hacimli katlanabilir su bidonu taşıyın.

- Kalabalık grup iseniz ve alan bakirse çadırları yeterince aralıklı kurun. Çok kullanılmış bir alansa birbirinize yaklaşın.

- Kamp alanında tuvalete,çadırlara,suya giden yolları baştan belirleyip herkesin bu izleri kullanmasını sağlayın.

- Kamp alanını terk etmeden önce,izlerinizi yok ettiğinizden emin olun ve çevreyi dikkatlice gözden geçirin. İzleri humus ve benzeri doğal taban örtüsü ile kapatın.

- Sadece mecbur kaldığınızda,pişirmek veya ısınmak amacıyla (çok soğukta) ateş yakın. Bunun dışında yanınızdaki ocaklarınızı kullanın.

- Ateş yakmak için sadece yerde bulduğunuz,ince çaplı kuru odun parçalarını kullanın.

- Ateşinizi bitki örtüsü olmayan bir noktada (kaya veya kum) kurun.

- Orman içinde ateş yakmamaya özen gösterin. Çimenlik yerler nispeten kabul edilebilir noktalardır. Mutfak alanı,ateş noktasından en az 6m uzaklıkta olmalıdır. Çöp çukuru hemen ateşin yanında veya kampın dışındaki bir noktada açılmalıdır.

- Ateş noktası,ağaçlardan,çadırlardan ve olası gizli köklerden uzakta,mineral toprak üzerinde olmalıdır.

- Ateş noktasını kurmadan ve toprağı kazmadan önce,yüzeydeki tortu,birikinti ve humusun temizlendiğinden emin olun ve çıplak toprağa ulaşın.

- Kuru bölgelerde rüzgarlı zamanlarda ateş yakmayın.

- Ateş noktası taşlarla çevrilmelidir.

- Ateş bir taşın veya kütüğün kenarında,altında yakılmamalıdır.

- Yakmak için dal veya ağaç kesmeyin. Bazı kuru ağaçlar, başka canlıların habitatı (yuvası) olabilir.

- Odunları kamp yerinin uzağından başlayarak toplayın. Küçük çaplı ateş yakın.

- Ateş yakmak için dört (3+1) yer öncelikli olmalıdır.
1. Çıplak toprak,kum,kuru dere yatağı üzerinde (50 cm. çap)
2. Düz bir taş üzerinde (ateş alanından 5 cm daha büyük)
3. Otluk ve çayırlık alanda çukur kazarak (5cm*50cm)
4.Ateş tavası+Al-tabaka (eski tavanızı veya Al-battaniyenizi bu iş için kullanabilirsiniz). Ya da katlanabilir hafif bir mangal kullanmak da iyi bir çözümdür.

- Yanınızda ateşin üzerine koymak için ızgara veya üçayak yada portatif mangal taşıyın.

- Ateşe son odunu kamptan ayrılmadan 1 saat önce atın.

- Mümkünse ayrılacağınız sabah ateş yakmayın.

- Tüm odunları beyaz kül haline gelinceye kadar yakın.

- Tamamen yanmamış kömür parçalarını,ateşi söndürdükten sonra parçalayın,ezin,sonra etrafa saçın ve ateş noktasının üzerini tekrar kapatıp izleri yok edin. Kömür parçalarını asla dereye veya göle atmayın.

- Ateşi ıslatarak yavaş yavaş söndürün. Tümüyle sönmeden üzerini toprakla örtmeyin. Ateş noktası üzerine konan toprağın tamamen soğuduğuna emin olmadan kampı terk etmeyin.

- Yanmayan çöp parçalarını sönmüş ateşin içinden alarak çöp torbanıza koyun.

- Yanık taş parçalarını silerek orijinal yerine koyun.

- Yoğun kullanılan bir yere vardığınızda,birden fazla ateş ocağı varsa,sadece birini kullanıp,diğerlerini gerektiği gibi dağıtın ve izleri yok edin.

- Çadırların etrafında veya kamp alanında belli ve tanımlı noktaların dışında çukur veya hendek kazmayın.

- Doğada çözünebilir sabunları tercih ediniz. Fosfatsız sabun kullandığınızdan emin olun.

- El yüz yıkama işlemini en yakın su kaynağından 60m ötede,taşıma su ile yapın.

- Bir bez kullanarak,çok az sabunla silinerek banyo yapmayı öğrenin. En iyi seçenek,güneş ısıtmalı 10lt'lik duş torbası kullanmaktır.

- Kapları ve bulaşıkları yıkarken asla sabun ve deterjan kullanmayın. Çamur ve kül daha iyi bir seçenektir. Bulaşık işlemini büyükçe bir kap içinde halledin. Bulaşığın artık suyunu mümkünse,bir tülbentten süzerek çöp çukuruna dökün.

- Giysinizi yıkamak için (iç çamaşırı ve çorap hariç),akan bir derenin akıntısı içinde birkaç dakika tutun ve suya vurun ,çarpın.

- Çorap ve iç çamaşırı yıkamak içinse,yine bir kap veya kalın bir naylon torba leğen gibi kullanın. Artık suları,çöp çukuruna veya su kaynağından yeterince ötede,güneş alan bir bölgeye yayarak dökün.

- Çöp çukuru,su kaynağından yeterince uzakta olmalıdır. Çukuru kapatmadan önce,olası tüm yiyecek kırıntılarını toplayın.

- İçme sularınızı süzmeyi alışkanlık haline getirin. Bazı temiz gözüken sular temiz olmayabilir.

- En yakın su kaynağına 60m ötede dışkı bırakın.

- Tuvalet kağıtları yakılmalı veya çöp torbasında taşınmalıdır.

- Tuvalet ihtiyacı için,orman parklarını,köyleri,yayla evlerini kullanmaya çalışın.

- Sahra tuvaletinin eni,derinliğinden daha fazla olmalıdır. Her tuvalet oturumdan sonra dışkı,bir kat toprak veya kumla örtülüp,üzerine basılarak sıkıştırılmalıdır. Kamptan ayrılmadan önce,sahra tuvaleti çukuru kapatılırken üzerine en az 10 cm kalınlıkta toprak konulmalıdır.

- Asla ıslak ve çok nemli yerlere dışkı bırakmayın.

- Yağmurlu bölgelerde dışkıyı gömün ve eğime dikkat edin.

- Dışkıların üzerine taş koymayın ve taşla örtmeyin.

- Gerekirse,tuvalet sonrası temizliğinizi yaprak veya karla yapın.

- Bitkilerin üzerine işememeye gayret edin.

- Hijyenik kadın bağları çöp torbasına konmalıdır.

- Geniş su birikintilerinde ve akarsuda sabunsuz olarak yıkanabilirsiniz.

- Tüm atıklar çöp torbası içinde kente kadar taşınmalıdır.

- Yiyecekleri ve eşyaları naylon torbalara koyun. Cam,teneke ve Al-folyodan uzak durun.

- Çöpleri ve yiyecek artıklarını gömmeyin.

- Yiyecek artıklarını açıkta/geride bırakmayın.

- Yiyecek artıklarını suya atmayın.

- Her türlü sıvıyı,çöp çukuruna dökün.

- Tutulmuş ölü balıkları tekrar suya atmayın.

- Yürüyüşten önce iyi yapılan iyi bir planlama,sizi az sayıda çöp taşımak zorunda bırakacaktır.


Bitkisel Kavramlar

Drog (Türkçe : ecza): ilaçların hazırlanmasında kullanılan bitkisel veya hayvansal kökenli ilkel maddedir. Yani, ilaç haline getirilebilen biyolojik, inorganik veya sentetik kökenli bütün ilkel maddelerdir. Örneğin:Bir bitkinin çiçekleri toplanıp kurutuluyor ve bu çiçeklerden hazırlanan infüzyon ilaç olarak kullanılıyorsa kurutulmuş bu çiçek bir drogdur.

Herbaryum (Herbiye): Kurutulmuş bitki koleksiyonu

Flora: Bir bölge de yetişen bitki çeşitlerinin tümünü ifade eder.

Farmakognozi: Bitkilerin morfolojik ve kimyasal özelliklerinin belirlemek amacıyla drogları birbirinden ayıran, özelliklerini araştıran ve sınıflandıran bilim dalı.

Kodeks: İlaçların içerdikleri maddeleri belirten yayın.

Aktar: ilaçların yapılmasında kullanılan bitkisel, hayvansal ve madensel maddeleri satan kişi.

Otacı: Hekim, ilacı yapan kimse.

Ekstraksiyon: Drog'un çözünebilen kısmının uygun bir çözücü ile elde edilmesi.

Ekstre (Hulasa): Ekstraksiyonla elde edilen çözeltiden, çözücünün uçurulmasıyla elde edilen preparat.

Tentür: Genellikle bitkisel drog'dan alkol, eter-alkol veya ekstraksiyonla elde edilen preparatlar.

İnfüzyon (Haşlama): Ufalanmış bitki parçaları üzerine kaynar su döküldükten sonra karışımın kapalı bir kapta sık sık karıştırılarak çok hafif ateş üzerinde kısa bir süre tutulup soğuduktan sonra ince bir tülbentten süzülerek elde edilen sıvı maddedir.

Dekoksiyon (Kaynatma): Ufalanmış bitki kısımları üzerine yeterli miktarda soğuk su konulup hafif ateş üzerinde sık sık karıştırılarak yarım saat ısıtılır ve sıcak iken ince bir tülbentten süzülür. Elde edilen sıvıya dekoksiyon denir.

Alkaloid: Azot içeren, kuvvetli bir fizyolojik etkiye sahip olan baz karakterli bileşiklerdir.

Doğal Tedavi Yöntemleri

Acupressure: Vücudun değişik nokta ve bölgelerine elin değişik kısımları ile baskı uygulanılarak yapılan tedavi.

Acupunture: Vücuttaki belirli noktalara değişik iğneler batırılarak ve bu iğnelere elektrik verilerek noktaların uyarılması ve noktaların üzerinde bulunduğu meridyenlerde enerji sirkülasyonunun düzeltilmesi.

Alexander Tecnique: F. M. Alexander tarafından geliştirilen vücudu ve beyni iyi kontrol etme ve günlük streslerden etkilenmemeyi sağlayan bir dizi teknik ve egzersiz ile yapılan tedavi yöntemi.

Apitherapy: Bal ve bal benzeri ürünlerin tedavi amacıyla kullanılması ile yapılan tedavi yöntemidir.

Aromatherapy: Bitkilerden elde edilen hoş kokulu esans yağlarının başta inhalasyon yoluyla vücuda tatbik edilerek, kokunun hipotalamus-hipofizer sistemi uyarılmasından yararlanılarak yapılan tedavidir.
Ayurveda: Sağlıklı yaşam için gerek beslenme, gerek çevre, ortam ve sosyal ilişkiler açısından yapılması gereken tüm hususları inceleyen, ortaya koyan bilim dalının adıdır. Ayurveda önce kişilerin beden yapısını inceler, ona göre tavsiyelerini yapar. Amaç kişiye fiziki ve ruhi yapısını tanıtmak ve ona uygun bir yaşam sürdürerek sağlıklı, dengeli, huzurlu ve uzun süreli bir yaşam sağlamaktır.

Bioenerji: Hasta insanlarda bulunduğuna inanılan negatif enerjinin giderilmesinin önemine inanan ve bazı kişilerin mevcut pozitif enerjilerinin hasta kişilere aktarıldığını kabul eden ve bunu hastaların tedavisinde kullanan bir tedavi şekli.

Biofeedback: Kronik hastaların kişiyi değişik şekillerde (kulağa veya göze hitap eden ses, ışık vb sinyallerle) motive ederek tedavi edilebileceğini savunan bir tedavidir. Bazı kronik felçlerde, kronik ağrılarda kişinin mevcut kapasitesini kullandırarak hastayı tedavi etmeye yarayan bir tedavi şeklidir.

Crystal Theraphy: Bazı özel taşların tedavi edici özelliğine inanılarak bu özel taşlar tedavi için kullanılır.
Chiropractic: Lokomotor sistemin bazı hastalarda o eklem veya bölgenin elle manipule edilerek diskolasyonunun, sıkışıklığın giderilmesi ve hastaların tedavisini amaçlar.

Color Therapy: Renklerin tedavi edici özelliği vardır. Bazı hastalıklar bazı renkler vücuda sürülerek, yaşanılan ortamın rengi düzenlenerek veya renkli çamaşır giyilerek tedavi edilebilir.

Colonic Irritation: Kolon temizliğinin önemine ve zehirlenmenin kolondan başladığına inanan, bazı hastalıkların kolon temizliği ile tedavi edileceğine inananların geliştirdiği bir tedavi yöntemi.

Fasting: Değişik günlerde vücudun değişik şekillerde aç bırakılması yoluyla tedavi edileceğine, birikmiş toksinlerin atılacağına inanan bir tedavi şeklidir.

Homeopati: Bitkilerin çiçek, kök, yaprak veya özsularında hazırlanan doğal karışımlarla tedavidir.

Hellerwork Therapy: Miyofasiyal ağrılarda kullanılan derin doku masajının ön planda olduğu bir tedavi şekli.
İridoloji: Vücudun her organı iriste belirli bir noktayı temsil eder. irisin rengine, yapısına göre hastalıkların teşhisine iridoloji denir.

Macrobiotic Diet Therapy: Yarı vejeteryan beslenmeyi öneren ve yenilen gıdaları miktar, cins ve oranlarının ayarlanması ile hastalıkların önlenebileceğini iddia eden bir tedavi yöntemi. Yeşil ve çiğ sebze, yemeğin fazlaca çiğnenmesini tavsiye eder. Sentetik giysiler yasaktır.

Manyetik alan tedavisi: Birçok hastalığın vücuttaki manyetik alanın azalması ile oluştuğuna ve manyetik özelliği olan araçlarla vücudun manyetik alan dengesizliğinin giderilmesi ile hastalıkların tedavi edildiğine inanan bir tedavi şeklidir.

Marma Therapy: Vücutta çok önemli olduğuna inanılan 107 noktanın bulunduğunu kabul eden ve bu noktaların masaj ile uyarılmasının tedavi açısından faydalı olduğunu savunan bir tedavi şeklidir.

Masso Therapy: Özellikle Çin'de uygulanan cilt, cilt altı ve adale dokusunun çok özel yöntemlerle uyarılarak yapılan çok yönlü bir masaj tedavisi.

Meditasyon: Sonsuz ile, mutlak varlık ile bir anlamda tanrı ile devamlı beraber olma şuurunu yakalama için yapılan konsantrasyon tedavisidir. Meditasyon şuuru arındırır, zekayı canlandırır, hafızayı güçlendirir, vücudun fizyolojik işlevleri daha düzenli olur. Stres azalır, ruhsal gelişme sağlanır.

Natural Hijyen: Oruç tutmayı, çiğ sebze ve meyve yemeyi tavsiye eden, aşılanma, su ve yiyeceklerin ışın v.b. muamele edilmesine karşı çıkan doğallığı savunan bir tedavi şekli.

Ortomoleküler Medicine: İnsan vücudunda bulunan bazı (özellikle vitamin ve mineraller) değişik konsantrasyonlarda vücuda verilerek hastalıklardan korunmaya ve mevcut hastalıkları tedavi etmeye çalışan tedavi şeklidir.

QıGong egzersiz terapisi: Çin disiplinli bir egzersiz programıdır. Bütün eklemlere yönelik düzenli yapılan egzersizlerin stres ve anksiyeteyi azattığına inanan özellikle hastalıklara karşı koruyucu özelliği olduğu vurgulanan bir tedavi şekli.

Reflexoterapi: El ve ayaklarda bütün vücudu, tüm organları temsil eden noktalar olduğuna inanan ve bu noktaların basma ve sıkma hareketleri ile uyarılmasıyla hastalıkların tedavi edilebildiğini savunan bir tedavi şeklidir.

Reiki: Dr. Mikao Usuki'nin geliştirdiği bir tedavi yöntemidir. Evrensel yaşam enerjisinin hasta kişilerin bedenine enerjiyi kullanmasının bilen terapistin ellerini koymasıyla nakledilmesinin